Hepimizin Hikayesi

Hepimizin Hikayesi

   Çocukluğumun bazı dönemleri Nallıhan’ın Atça köyünde geçti. Babaannem her yıl geldiğimde ilk önce boyuma göre şalvar dikerdi. Sonra evin içinde girişine "salıngaç" kurulurdu. Benim her sallanışımla gırç gırç yapar ağaç kirişler, ev de sallanırdı. Kurbanlarda kurban kesilişini izlerdim, alnıma kan sürülürdü. Bayramlık burası için alınır ve giyilirdi. Babaannem elime kına yakardı. Evin aşağı odaları türlü çeşitli bostanlık meyvenin kokularıyla vardı benim için. Ekmek yoğrulur mutlaka bana da kendi minik ekmeğimi yapmam için izin verilirdi. Süt kokan ve sade sütten ibaret buzdolabı vardı hem de televizyon gibi salonun orta yerinde. Yorganlar hep ağır, uykular hep başka olurdu. Banyo dolabında yıkanılır, sobanın sıcaklığıyla oradan bi başka temiz çıkılırdı. İnekler her sabah okula gider gibi otlamaya gider, akşam da evin altındaki ahırlarına geri dönerlerdi. Eşeğe binip köyde dolaşmak kendi uçağına binmek gibi havalı bir şeydi. Babaanneyle camiye gidilir, sessizce durulurdu. Arkadaşlarla patates kızartılır, tereyağlı ekmek yenirdi. Köyün bakkalından hiçbir yerde olmayan marka gazoz, çekirdek ve kiloyla satılan kremalı gofret alınırdı. Zaman sadece arkadaşlardan ayrılma vakti geldiğinde zaman olurdu.Yıllar geçti büyüdük her şey değişti. 

  Usul usul ve sanki aniden.Artık inekler yok, ekmek yapılmıyor, yoğurt hazır alınıyor ve çöpü dereye atılıyor. O evini yapan, kumaşını kilimini dokuyan, bostanını buğdayını ekip biçen, hayvanına bakan dede ve babaanne yok.Köye en son babaannemin ölümünde gelmiştim. 12 yıl oluyor. Bu bayram babam oğlum ve ben yola koyulduk.Yolun, yolcuların içine beklendik beklenmedik çok şey girdi. Hüzün, coşku, öfke, kavuşma, kaçış, kök, şevkat, aidiyet, yaşam, ölüm, yaşlılık, büyümek, gerçeklik, bilinmezlik, sadelik, yazı, yazgı, kadınlık, adamlık, çocukluk, oyun, bağ, yuva......


       Küçükken bir dersine girdiğim babamın da okuduğu ilkokula gittim. Sanki savaş olmuş da terkedilmiş gibi, çöktüm kaldım. Bir zamanların merkez köyüyken Atça; çocuklarını köylülükten çıkarıp başka bir şeyin efendisi komak istemiş olan analar babalar; nerden bilebilirlerdi gönüllü yalnızlıklarına satmışlar saatlerini, okutabilmek adına evlatlarını şehirlerde. Ve biliyorum ki, o okumuş çocukların çocukları, köyü olmayan yerlerde köylerini arayıp durdular yıllar sonra, yıllar boyu, yollar boyu..Çünkü ben de onlardan biri oldum.İşte bu zamanlardan 2011’ de, katıldığım ekolojik mimari atölyesi için 2 abla gelmişti tee Amerikalar' dan da bize kerpiç yapımını göstermişti.İşte o zaman aydım, gerçekten sadece bir kuşak farkla unutulmuş onca bilgiyi tekrar hatırlayabilmek için, amerikayı yeniden keşfetmemiz gerekiyordu.O günden bu güne kendim dahil birçok arkadaşın, tanıdık tanımadık insanın, türlü çeşitli keşif hikayelerini gördüm, duydum, bildim. Bizler; yaşamın kadim bilgi ve becerilerini unutuşun ve hatta kasıtlı unutturuluşun, yeniden bellek dokuyucu kuşağı olagelmişiz meğer.Kendini bu iğneyle kuyu kazmaya atan, onca cesur, sevgi dolu, adaletten yana, kendini doğayla bir tutan, azimli, çalışkan ve oldukça deli akranımı kutluyorum. Her zamanın yazgısı başka, bizimki de buymuş diye okuyorum ben.Elbette hüzünlenerek ve ardından merakla.Köyde bu sefer "vakit",  gece sokaklarında arkadaşlarıyla saklanbaç oynayan oğlumun zamansızlığının vakti oldu.Ve zaman üç günlük arkadaşından ayrılırken döktüğü gözyaşıyla bilindi. Ve kurulan bağ örülecek hikayelerin bir ilmeği oldu yaşamı boyu, yaşamlar